Akbagimsizdenetim okurlarıyla “Bale hangi sanat dalına aittir” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!
Bale hangi sanat dalına aittir? İçimde Bir Şehrin Sessizliği
Akbagimsizdenetim’ya hoş geldiniz. Bu yazımızda merak ettiğiniz “Bale hangi sanat dalına aittir” konusunu sizin için araştırdık.
Kayseri’nin soğuğunda başlayan bir iç sorgu
Kayseri’de 25 yaşında bir genç olarak yaşıyorum. Dışarıdan bakınca sıradan bir hayatım var gibi görünüyor olabilir ama içimde sürekli hareket eden, durmayan bir dünya var. Kışları özellikle… Sanki şehir donuyor ama benim içimde düşünceler daha da hızlanıyor. O gün de öyleydi. Pencerenin kenarında oturmuş, karın yavaş yavaş yere düşüşünü izliyordum. Elimde telefon, bir video açık: bale gösterisi.
İşte o an o soru zihnime çakıldı: “Bale hangi sanat dalına aittir?”
Basit bir soru gibi duruyor ama içimde açtığı yer hiç basit değildi. Çünkü o an sadece bir sanat türünü merak etmiyordum. Bir şeyleri anlamlandırmaya çalışıyordum. Kendimi, hayallerimi, kaçırdığım şeyleri…
Videoda sahne ışıkları altında dans eden insanlar vardı. Konuşmadan, bağırmadan, sadece bedenleriyle anlatıyorlardı. Ve ben o an kendimi ilk kez bu kadar sessiz hissettim.
Bedenin konuştuğu yer: bale
Bale aslında sahne sanatları içinde yer alan bir dans ve performans sanatıdır. Ama bunu bilmek, hissettiğim şeyi tam anlatmıyor. Çünkü bale sadece “dans” gibi durmuyor. Bir hikâye anlatıyor. Bir acıyı, bir aşkı, bir kaybı… Kelimesiz ama çok güçlü bir şekilde.
Ben o videoya bakarken şunu düşündüm: İnsan bazen konuşarak anlatamaz kendini. Belki de ben de anlatamıyorum.
O gün kendime kızdım biraz. Çünkü yıllardır içimde bir şeyleri biriktirip duruyorum ama hiçbiri sahneye çıkamıyor. Bale ise bunu yapıyor. Bedenle konuşuyor. Ve o konuşma o kadar net ki, izleyen kişi hiçbir kelimeye ihtiyaç duymuyor.
Kayseri’nin gri sokaklarında yürürken o videodaki sahne gözümün önünden gitmedi.
Çocukluğuma açılan ince bir kapı
Çocukken annem beni bir kez halk eğitim merkezine götürmüştü. Orada küçük bir gösteri vardı. Bir grup çocuk dans ediyordu. O zaman bunun ne olduğunu bilmiyordum. Sadece izliyordum.
Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum: O da bir tür baleydi ya da baleye yakın bir sahne sanatları denemesiydi.
O gün içimde garip bir his oluşmuştu. Sanki “burada bir şey var” diyordu içim. Ama hayat, okul, sınavlar, beklentiler derken o his hep geri plana atıldı.
Şimdi 25 yaşındayım ve o his geri dönmüş gibi. Daha güçlü, daha ısrarcı.
Bir sanat dalı sorusunun ötesinde
“Bale hangi sanat dalına aittir?” sorusu aslında çok teknik bir soru gibi görünebilir. Ama benim için o soru, hayatımın bazı kırılma noktalarını hatırlatıyor.
Bale;
Sahne sanatlarının bir parçası
Dans sanatının en estetik ve disiplinli türlerinden biri
Müzik, ritim ve hareketin birleşimi
Ama benim için bale, aynı zamanda “ifade edemediğim şeylerin şekli” gibi.
Bir gün bir arkadaşım bana “Sen neden hep içine atıyorsun?” demişti. O an cevap veremedim. Şimdi düşünüyorum da, belki de ben konuşarak değil, izleyerek ve hissederek yaşayan biriyim.
Bale de böyle. Konuşmuyor ama hissettiriyor.
Bir şehir, bir yalnızlık ve bir ekran
O akşam Kayseri’de hava daha da soğumuştu. Kaloriferin sesi odada hafif bir uğultu yapıyordu. Dışarıda hayat devam ediyordu ama benim içimde zaman durmuş gibiydi.
Telefon ekranında bale gösterisi devam ediyordu. Bir sahnede dansçı yere düştü, sonra yavaşça kalktı. O hareket bana garip bir şekilde tanıdık geldi.
Sanki ben de kaç kez düşüp kimseye belli etmeden kalkmışım gibi…
O an gözlerim doldu. Bunu abartı gibi anlatmak istemem ama gerçek bu. İnsan bazen kendine bile itiraf edemediği şeyleri bir sahnede görünce çözülebiliyor.
Bale o yüzden sadece bir sanat değil benim için. Bir ayna gibi.
Hareketin içinde saklı kelimeler
Bale izlerken fark ettim ki her hareket bir kelime gibi. Ama bu kelimeler yüksek sesle söylenmiyor. Daha derinden geliyor.
Bir kolun yavaş kalkışı bile bir “özlem” olabilir.
Bir dönüş, bir “kaçış” hissi taşıyabilir.
Bir duruş, bir “vazgeçiş” olabilir.
Ve ben o gece şunu düşündüm: Keşke insanlar da bazen böyle konuşabilseydi. Daha az kelimeyle ama daha çok anlamla.
İçimde büyüyen hayal kırıklığı
Ama dürüst olmalıyım. O an sadece hayranlık yoktu içimde. Biraz da hayal kırıklığı vardı.
Çünkü o sahnede gördüğüm şey, benim hayatımdan çok uzaktı. Ben o zarafetin içinde değildim. Ben sadece izleyen taraftaydım.
Kendime kızdım:
“Sen neden böyle bir şeyin içinde değilsin?”
Bu soru biraz canımı yaktı. Çünkü cevabı biliyordum: denemedim. Ya da yeterince cesur olmadım.
Bale bir sanat dalıysa, ben o sanatın hiçbir yerinde yer almamıştım. Sadece izleyiciydim.
Umut: geç kalmış bir his değil
Ama sonra başka bir şey oldu. O videonun sonunda sahne karardı, müzik bitti ve alkışlar başladı. O alkış sesi bana garip bir şekilde umut verdi.
Çünkü düşündüm ki, belki de geç değil.
Belki bale gibi bir sanat dalını anlamak için onu icra etmek gerekmiyor. Ama en azından hissetmek bile bir başlangıç olabilir.
O gece defterime bir şey yazdım:
“Beden konuşabiliyorsa, ben de kendimi yeniden öğrenebilirim.”
Bu cümleyi yazarken içimde küçük bir hafiflik vardı. Sanki uzun zamandır taşımadığım bir yük azalmış gibiydi.
Kayseri gecesinde iç konuşmalar
Gece ilerledikçe dışarısı tamamen sessizleşti. Kayseri’nin o sert soğuğu bile sanki yumuşamıştı.
Yatağa uzandım ama uyumadım. Aklımda hep aynı soru vardı:
Bale sadece bir sanat dalı mı, yoksa insanın kendini anlatma biçimlerinden biri mi?
O an fark ettim ki ben aslında sadece bale izlememişim. Kendimi izlemişim.
Eksiklerimi, korkularımı, ertelenmiş heveslerimi…
Bir sanat dalı, bir iç yolculuk
Bale hangi sanat dalına aittir sorusunun cevabı artık benim için sadece teknik bir bilgi değil.
Evet, bale sahne sanatları içinde yer alır. Dansın en disiplinli, en estetik biçimlerinden biridir. Ama aynı zamanda insanın iç dünyasını bedenle anlatabildiği nadir alanlardan biridir.
Benim için ise bu soru, bir yolculuğun başlangıcı oldu.
Kendi içimde sessiz kalan tarafları fark etmeme sebep oldu.
Son düşünceler: hareket etmeyi öğrenmek
Şimdi geriye dönüp baktığımda o geceyi bir kırılma anı gibi hatırlıyorum. Belki büyük bir değişim olmadı hayatımda ama içimde bir şey yer değiştirdi.
Artık bale videolarına sadece “güzelmiş” diyerek bakmıyorum.
Onları izlerken kendimi de izliyorum.
Ve belki de en önemlisi şu:
Bedenin anlatabildiği şeyleri, kelimelerin her zaman anlatamayacağını kabul ediyorum.
Kayseri’nin soğuk gecelerinde bile içimde küçük bir hareket var artık. Sessiz ama canlı.
Ve o hareket bana şunu fısıldıyor:
“Sen de anlatabilirsin. Kendi yolunla.”