Sakar Şakir’deki Bekçi Kimdir?
Kayseri’nin huzur veren sokaklarında, sabahları evden çıkarken duyduğum hafif rüzgarın yüzümü okşaması gibi, insanın ruhunu okşayan bir hissiyat vardı. Geçen gün, kafamı kaldırıp, Kayseri’nin o bilindik ve sade caddelerinde bir yokuşu tırmanırken bir an düşündüm: “Hayat bir masaldan farksız mı? Yoksa biz, içinde yaşadığımız her hikâyenin bir parçası mı?” Hayatımda geçen her saniye, bana, biraz da Sakar Şakir’in bekçisi gibi, bir şeylerin bekçiliğini yapmam gerektiğini hatırlatıyordu.
Bekçiliğin En Gizemli Yönü
Birçok insan, bekçi kelimesini duyduğunda aklına silah kuşağına takılmış, ağırbaşlı bir adam gelir. Ancak Sakar Şakir’deki bekçi, o tipik “güvenlik görevlisi” anlayışından çok uzak. Bu bekçi, yoksulluğun içinde büyümüş, fakat sevgi ve hoşgörünün zenginliğini en iyi bilen bir adamdır.
Bekçi dediğin, bazen gözle görülmeyen bir kahramandır; sahnede adını hiç duyamazsınız ama arka planda onu hep hissedersiniz. Sakar Şakir’deki bekçi de işte böyle bir adam. O kadar sessiz ve etkili ki, genellikle kimse onun varlığını fark etmez. Ama ben fark ettim. Onu ilk gördüğümde, aslında tüm Kayseri’yi bir çocuk gibi kolladığını fark ettim. Hangi sokaklardan geçtiğimi, hangi eski duvarın yanından gittiğimi, hangi çeşmeden su içtiğimi hatırlamamı sağlayan, belki de arka planda bir figürdür. Ama bekçi, Sakar Şakir gibi bir semtte, nehrin sakin sularındaki kayık gibidir; asla dikkat çekmese de, o kayık olmadan hiçbir şeyin düzgün gitmeyeceğini anladım.
Tanışma Anı
O gün, Sakar Şakir’deki tarihi çarşıda dolaşırken, aklımda bir sürü düşünce vardı. Duygularım kafamı karıştırıyor, her birini nasıl doğru bir şekilde anlamlandıracağımı düşünüyordum. Ancak, tam çarşının ortasında, birden karşımda beliren bekçi figürüne odaklandım. Yaşını tahmin etmek çok zordu; belki 50 belki de 60’larına gelmişti. Yüzü sert ama bakışları o kadar derindi ki, içimde bir şeyler kırıldı. O bakışlarda, bir insanın hayatındaki tüm zorlukları, kayıpları, ama aynı zamanda umutları görebiliyordum.
Bir an, göz göze geldik. Ben ona sadece “Merhaba” dedim, oysa o, gözlerinde bir dünya taşıyan biri olarak bana uzun bir süre bakarak, “Nasılsın evlat?” dedi. İçimden bir şeyler kıpırdadı. Bekçiyle tanışma anım aslında, hayatımda belki de hiç bu kadar net bir şekilde “insan olma” halini hissetmediğim bir anıydı. Bir yabancıyla, sadece bir bakışla, geçmişin tüm yüklerini paylaşabilmek; işte o kadar içsel bir şeydi ki, açıklamak zor. Ama onu da anlatmak gerekirdi.
Gözlerindeki Derinlik
Sakar Şakir’deki bekçi kimdi? Onun gözlerinde bir yaşam vardı; hani bazen insan birinin gözlerine bakar, o kişiyle hiç konuşmasanız da, onun geçmişini, acılarını, umutlarını görebilirsiniz. O bekçinin gözlerinde aynı şey vardı. Benim yaşadığım kayıpları anlamış gibi bakıyordu. Bir anda, o anı paylaşma gereksinimi hissettim. “Bazen hiç kimseye anlatamıyorsun ya, duygularını,” dedim. Gülümsedi. Bir anlamı vardı o gülümsemenin.
“Her şeyin bir zamanı vardır, evlat,” dedi ve sanki içinden yılların birikimini döküyordu. O kadar basitti, ama o kadar büyüleyiciydi ki, içimde bir şeyler iyileşti. Birçok sorum vardı ama sanki bu an, her şeyin cevabını bana vermişti. Bazen birinin yalnızca “Her şey zamanla düzelir” demesi, insanın kalbinde bir umut ışığı yakmaya yetebiliyordu.
Sakar Şakir’in Bekçisi ve Benim Hikâyem
Benim içimdeki kaybolmuşluk duygusuyla, bekçinin bakışları arasında kurduğum bağ bir tesadüf değildi. O, yılların yorgunluğunu bir köşeye bırakıp, bir çocuğun neşesini, o eski mahalle çocuğunun neşesini içinde taşımaya devam ediyordu. Kendisini hayatla özdeşleştirmişti. Ve ben, her adımda hayatı bu kadar derin, bu kadar içten yaşayan birine rastlamakta güçlük çekiyordum.
Günler geçtikçe, Sakar Şakir’deki bekçiyle daha sık karşılaşmaya başladım. Her karşılaşmada, onun bana sunduğu bakış, verdiği sözler, içimdeki karanlık bulutları biraz daha uzaklaştırıyordu. O, basit bir bekçi olmaktan çok daha fazlasıydı. Bir yazar, bir sanatçı, bir duvar ustası, bir kahraman… Bazen gözleri, bazen sadece sesindeki hüzün, bana şunu söylüyordu: “Sen yalnız değilsin, hayat bazen karışık ama bunun içinde bir anlam var.”
O an, biraz da kendimi Sakar Şakir’deki bekçiye benzetmeye başladım. Kim bilir, belki de biz, her birimiz aslında kendi hayatlarımızda bekçiyiz. Kendi duygularımızın, kendi umutlarımızın bekçileri… Bir zamanlar kendimle barışmayı başaramazken, o adam bana “Neden bu kadar sert oluyorsun? Neden kendini bu kadar yalnız hissediyorsun?” diye sordu.
Kapanış
Kayseri’nin karanlık gecelerinde, Sakar Şakir’in sokaklarında yavaşça ilerlerken, hayatın anlamını bir kez daha keşfettim. Bekçinin gözlerinden yansıyan derinlik, bana bir dünya kadar şey öğretti. Sakar Şakir’deki bekçi kimdir sorusunun cevabı aslında çok basitti: O, yaşamı ve zamanı bilen bir insan, bizlere ruhumuzu doğru şekilde anlamayı hatırlatan bir rehber. Bir bakışta, bir gülümsemede, bir yudum çayda gizliydiler. Bizler, sadece arayarak bulduğumuz şeyleri anlayabiliyoruz. Bekçi, aslında her birimizin içinde var.